|
Şehirlerimiz neredeyse tamamen kara yolu, otomobil
ve petrol endüstrisine göre şekilleniyor.
Yaşadığımız ortamda artık bisikletlere, güneş
enerjisiyle çalışan arabalara, seralar ve mekanlara
daha fazla yer açmanın zamanı geldi de, geçiyor.
Günümüde güneş, rüzgar, hidrojen ya da biyodizel
gibi yenilenebilir enerjilerden yararlanma yolları
araştırılmalı ve başta otomobil endüstrisi olmak
üzere pek çok endüstri bu tür teknolojilere çok daha
fazla yatırım yapmalıdır. Bu durum dünyada iklim
değişikliğinden, ülkeler arası petrol savaşına kadar
pek çok şeyi değiştirebilir.
 |
Türkiye’de başta büyük şehirler olmak üzere,
sokaklar ve caddelerde arabalar yüzünden
yürüyemiyor ya da yoğun egzos dumanından soluk
alamıyoruz. Bu nedenle arabaların giremeyeceği
daha çok sayıda sokak ve bisikletlilere özel
yolların açılması için belediyelerimizi teşvik
etmeli ve lobi yapmalıyız. Şehri çevreleyen
doğal alanların korunması, şehrin içindeki
yeşil alanların ve parkların çoğaltılması tüm
şehrin (ve şehirde yaşayanların)
akciğerlerinin korunması anlamına geliyor.
|
Temiz ve taze havayı
üreten şehrin yeşil alanları her geçen gün
azalırken, şehirlerde yaşayanların da bu yeşil
alanlara daha fazla sahip çıkması gerekiyor. Avrupa
Birliği, şehirde yaşayanların yoğun araç ve
özellikle özel araçların kullanımına dikkat
çekebilmek amacıyla 16-22 Eylül 2006 tarihinde özel
bir hafta düzenliyor. Bu bir haftalık etkinlikte
şehirdekilere araç trafiğine karşı bisiklet,
yürüyüş, toplu taşıma araçları ve özel arabaların
ortak kullanımı gibi alternatifler sunuluyor. Bu
haftanın en önemli etkinliği de 22 Eylül, Cuma günü
gerçekleştirilecek, o gün taşıtların trafiğe
çıkmaması, sokakların ve yolların yalnızca
bisikletlilere, yürüyenlere, tekerlekli patencilere
ve motorsuz diğer taşıma araçlarına bırakılması
isteniyor. “Şehirde, arabam olmadan!”
sloganıyla bu kampanyanın, başta Avrupa ülkeleri
olmak üzere, tüm dünyadan yaklaşık 1500 şehirde
gerçekleştirilmesi planlanıyor. Bu konuda daha fazla
bilgiyi International Car Free Day
www.22september.org ‘dan alabilirsiniz.
İklim değişikliği,
yeryüzünün karşı karşıya bulunduğu (İspanya,
Portekiz, İtalya, Bulgaristan, Romanya, Avusturya ve
Almanya gibi Avrupa ülkelerinde 2005 yılının) en
önemli çevre sorunlardan biri olarak kabul
edilmektedir. Bu nedenle Avrupa Birliği tarafından “İklim
Değişikliğini Kontrol Edebilirsin” kampanyası
yürütülmekte ve bu kampanya ile işbirliği içinde
çeşitli etkinlikler gerçekleştirilmektedir.
Türkiye’nin de taraf
olduğu Kyoto Protokolü bu yolda atılmış önemli bir
adımdır. Protokol 1997 yılında Japonya’nın Kyoto
kentinde hazırlanmıştır. Şimdiye kadar en az 55
ülkenin imza attığı Protokol 16 Şubat 2005 tarihinde
yürülüğe girmiştir. Ancak bu protokole imza atmanın
yanı sıra, bu konuda somut adımların atılması da çok
önemlidir. Aralarında Türkiye ve Kazakistan gibi 38
endüstrileşmiş ülkenin yer aldığı Protokol Ek 1
ülkeleri, kısmen küresel ısınmaya neden oldukları
düşünülen sera etkisi yaratan gazların salınımını
sınırlamaya ve azaltmaya yönelik önlemler almaktan
sorumludur. Bu amaçla yeni politikaların
oluşturulması ve bu politikaların merkezi ve yerel
yöneticiler tarafından benimsenmesi ve uygulanması
gerekmektedir. Toplum bu konuda duyarlılığı, tutum
ve davranışlarıyla “itici güç” olarak çok önemli bir
rol oynayacaktır.
Ne dersiniz, günlük yaşantımızda
doğaya ve diğer insanlara biraz daha saygılı bu tür
davranışları benimsemek ve hatırlatmak için bu
eyleme katılmak iyi bir başlangıç olabilir mi?
|