|
|
|
DHKD |
SORUMLUYUZ! |
 |
|
|
Kaz Dağı silsilesi, DHKD’nin
Türkiye çapında tanımladığı Önemli Bitki Alanlarından (ÖBA) biri. ÖBA kısaca,
bitki çeşitliliği açısından olağanüstü zengin, nadir türlerin zengin
popülasyonlarını içeren, doğa korumada öncelikli alanları tanımlıyor. Bitkisel
çeşitliliği ve nadir bitki zenginliği belgelenmiş Kaz Dağı, toplam 800’den fazla
bitkiye ev sahipliği yapıyor. Bunlardan 73’ü Türkiye’ye, 23’ü ise yalnızca Kaz
Dağı’na özgü. Türkiye’ye özgü olanları bir kenara bıraksak bile, Kaz Dağı’ndan
başka dünyanın hiçbir yerinde bulunmayan (endemik) bitkilere karşı hepimiz
sorumluyuz.

Günümüzde en büyük çevre
felaketleri insanın doğal arazileri yanlış kullanması sonucu doğrudan (örn.
habitatların parçalanması) ya da dolaylı olarak (örn. su, hava ve çevrenin
kirlenmesi, ozon tabakasının delinmesi, iklim değişikliği vb.) meydana geliyor.
Ormanlar, fundalıklar ve meralar gibi çok zengin biyolojik çeşitlilik içeren
önemli habitatlarda açılan maden, taş ve kum ocakları, çevre ve insan sağlığı
için ciddi problemlere yol açıyor. Böylece parçalanan doğal habitatlar ve canlı
popülasyonlarının yok olma süreçleri de hızlanıyor.
Kaz Dağı ve çevresi, Enerji ve
Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın verdiği çok sayıda altın, gümüş, kurşun ve çinko
madeni arama ve işletme ruhsatları nedeniyle büyük bir tehlike ile karşı
karşıya. Türkiye’de de 26.05.2004 tarihinde kabul
edilen 5177 Sayılı “Maden Kanunu (3213) ve
Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı” ile resmi
koruma statüsüne sahip olanlar dahil, her türlü doğal ve kültürel
zenginliklerimiz madenciliğe açılmakta:
“orman, muhafaza ormanı,
ağaçlandırma alanları, kara avcılığı alanları, özel koruma bölgeleri, milli
parklar, tabiat pakları, tabiatı koruma alanları, tarım, mera, sit
alanları, su havzaları, kıyı alanları ve sahil şeritleri, karasuları,
turizm bölgeleri, alanlar ve merkezleri ile kültür ve turizm koruma ve gelişim
bölgeleri, askeri yasak bölgeler, ve imar alanları ile mücavir alanlarda
madencilik faaliyetlerinin çevresel etki değerlendirmesi, gayri sıhhi
müesseseler ile ilgili hususlar dahil hangi esaslara göre yürütüleceği. İlgili
bakanlıkların görüşü alınarak Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılacak
yönetmeliklerle belirlenir”.
   

Adı üzerinde, koruma alanları tehlike
altındaki nadir bitki ve hayvan habitatlarının (doğal yaşam alanlarının) yok
olmaması amacıyla koruma altına alındığı
yerler. Kaz Dağı silsilesinin bir bölümü Milli
Park (1994) ve Tabiatı Koruma Alanı (1988). Geri kalan bazı bölümleri Karaçam
Tohum Meşceresini (ağaç topluluğu) ve Genetik Çeşitliliği Yerinde Koruma
alanları gibi çeşitli statülerle koruma altında. Ayrıca dağda, ülkemizin taraf
olduğu Bern Sözleşmesi (Avrupa’nın Yaban Hayatı ve Yaşam Ortamlarını Koruma
Sözleşmesi) kapsamında koruma altına alınması gereken habitat çeşitleri de
yer alıyor: Batı Karadeniz doğu kayını ormanları; Batı Karadeniz göknar-doğu
kayını ormanları; Karaçam ormanları ve Batı Anadolu kızılçam ormanları vb.
5177 Sayılı kanun tasarısı insan
sağlığı ve doğanın korunmasına ilişkin mevcut mevzuatı işlevsiz kılıyor,
binlerce maden sahası ilan ve ihale edilerek arama çalışmalarına açılıyor. Bu
nedenle Anayasa Mahkemesi'nde
davası devam eden bu kanun tasarısı için iptal kararının verilmesi çok önemli.

Hükümet yetkililerinin ve şirketlerin yerel halk, sivil toplum
kuruluşları ve kamuoyu ile bu konuları tartışması gerekiyor.
Çevresindeki yerleşim alanlarında yaşayan binlerce
ve yakın şehirlerdeki milyonlarca insan için
Kaz Dağı’nın doğal yaşam alanlarının korunması hayati önem taşıyor.
Hükümet yetkilileri biyolojik çeşitliliğimizi yasal olarak korumaktan ve
şirketler doğaya verdikleri zararı en aza indirgemekten sorumlu.
DHKD
Ekim 2007
| | | |