Taze bir sabahta doğaya gönül vermiş bir avuç
kişiyle beraber, uzun ve güzel bir geziye başladık. Birkaç saatlik yolculuktan
sonra bir tepenin üzerindeki manzaranın cazibesi ve bir çeşmenin çağrısına
uyarak ufak bir mola verdik.
Gezimizin ilk durağı olan Mudurnu’ya
vardığımızda, yerel pazarla karşılaştık. Mudurnu’da verilen yarım saatlik mola
sırasında kimimiz pazar yerinde, kimimiz çevrede kısa bir tur atıp bu
olağanüstü şirin tarihi yerleşim alanını gezdik.
Mudurnu’dan istemeyerek
ayrılıp, Abant Gölü’ne yolumuza devam ettik. Ve kısa bir yolculuktan sonra,
Abant Gölü ağaçların arasında tüm ihtişamıyla bizi karşıladı.
Yörenin lezzetli odun ekmeği
arasında sucuk ve çaydan oluşan öğle yemeğimizi afiyetle yedik. Hem Abant Göl
kıyısında, hem de orman içlerinde yürüyüşler yaptık. Boylu orman ağaçlarının
serin gölgesinde karaca otlar (Helleborus
orientalis) ve siklamenlerle (Cyclamen coum) merhabalaştık.
Göl üzerinde henüz çiçek açmamış olmasına karşın, nilüferler ve çok sayıda su
bitkisinin güzellikleri de görülmeye değerdi.
Akşam
üzeri dönüş yolculuğuna başlandığında, bu güzel ortamı geride bırakmanın
burukluğu içinde hepimizin en büyük temennisi olağanüstü Abant Dağları ve göl ekosisteminin gelecek nesiller için olduğu
gibi korunmasıydı.
Mustafa Keskin