|
Kıyı Kanunu (3621), tüm Türkiye kıyılarının doğal ve
kültürel özelliklerini gözeterek koruma ve toplum
yararlanmasına açık, kamu yararına kullanma
esaslarını belirlemek amacıyla 1990 yılında
yürürlüğe girmiştir. Tam olarak uygulanması halinde,
Kıyı Kanunu Türkiye’nin kıyılarında ve kıyıların
devamı niteliğindeki sahil şeritlerinde yer alan
doğal yaşam alanlarını (sulak alanlar, kumullar,
kumsallar ve nehir taraçaları vb.) her türlü olumsuz
gelişmeye ve yapılaşmaya karşı koruyacak önemli bir
yasal dayanaktır.
Uzun yıllardır, Kıyı
Kanunu’nun tam olarak uygulanmadığı, Türkiye’nin her
tarafında kanuna aykırı gelişmelerin yaşandığı
gözleniyor, haberleri ve şikayetleri duyuluyordu.
Ancak son yıllarda Hükümetin anayasayı ve Kanunu
ihlal edecek girişimlere yeşil ışık yakması adeta
herşeyi unutturdu.
Örneğin,
i)
30 Mart
2004 tarihinde yürürlüğe giren “Kıyı Kanunu’nun
Uygulanmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılması
Hakkında Yönetmelik”,
ii)
06.10.2005
tarihinde Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bazı kamu
arazilerinin turizm amaçlı yatırımlar için tahsis
edileceği duyurusu.
iii)
ve son
olarak da Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından
hazırlanan Kıyı Kanunu’ndaki değişiklik yapılmasına
dair yasa taslağı çalışması.
Doğa
koruma bakımından çok önemli hassas ekosistemler
olan kıyılarımızı korumak yerine, Hükümetin ne
yapmaya çalıştığını anlamak mümkün değil.
Biyolojik Çeşitlilik
Sözleşmesi’ne imza atmış, çok zengin bir biyolojik
çeşitliliğe sahip bir ülkede yaşadığımızın farkında
olduğumuzu,
Hükümetin hepimizin adına doğal kaynaklarımızı
korumak ve yönetmek sorumluluğunu yerine getirdiğini
görmek
istiyoruz.
Yeni alanların
yatırıma açılması, duble yollar ve kanun dışı
girişimlere af getiren düzenlemeler daha fazla doğal
alanın parçalanmasını ve bağlantı yollarının
artmasını körüklüyor. Her ne şekilde olursa olsun,
yeni hazine arazileri yatırımcıya tahsis edilmeden
önce, Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED)
çalışmalarının yapılması çok önemli. Kültür ve
Turizm Bakanlığı tarafından 06.10.2005 tarihinde
turizm amaçlı tahsis edileceği duyurulan bazı kamu
arazileri (Adana-Yumurtalık Sahili,
Çanakkale-Bozcaada, Isparta-Davras Dağı ve
Kütahya-Murat Dağı), elimizdeki verilere göre en
az 60 nesli tehlike altında bitkiye ev sahipliği
yapıyor. Bu alanlar, Derneğimizin yaptığı
çalışmalarda Türkiye’nin Önemli Bitki Alanları
olarak tanımlanmıştır.
Türkiye’de kıyıların
mevcut durumu ve geleceği karanlıktır: Kıyı Kanunu
tam olarak uygulanmamakta, kıyılarımızın çok az bir
bölümü resmi olarak korunmakta ve büyük bir
çoğunluğu yok olma tehlikesiyle karşı karşıya
bulunmaktadır. Üstelik, kıyılarımızı yatırımcılara
teslim ederek daha fazla yapılaşmaya açacak Kıyı
Kanunu’nda değişiklik öngören yasa tasarıları
hazırlanmaktadır. Biz Türkiye’de yaşayanların
Hükümetten beklentisi, kıyılarımızı yatırımcıların
lehine yapılaştırmak değil, kamu yararına
korumaktır.
Dünya uygarlığının
temellerinin atıldığı, yüzyıllardır farklı
kültürlerin geliştiği kıyılarımızı ve tüm anayasal
haklarımızı koruyacak hukuk gücünün, ekonomik ve
kişisel çıkarlar nedeniyle zedelenmesine izin
verilmemelidir. Siyasi hedefler ve yatırımlar hayata
geçirilirken, Türkiye kıyılarının kolayca cehenneme
dönüştürülebileceği öngörülmelidir.
Doğal Hayatı Koruma
Derneği (DHKD)
İstanbul, 2 Mayıs
2006 |